7 Mart 2010 Pazar

Kader Çarkı

Kendime geldiğimi anladığım an bu, seneler sonrasında. Yakın zamanlar adına değil sadece uzun zamandır kendimde değilim. Yazıyı uykuya tercih ettiğim bu anda anladım kendime geldiğimi. Geldiğim yeri, geldiğim kişiyi ne çok sevdiğimi, özlediğimi. Kendimi... Çok özlemişim kendimi. İnsan kendini özler mi? Özler. Utanmıyorum bu duruma gelebilmek için aldım yardımlardan.
Kimyevi, ruhani ve bedensel yardımlardan. Utanmıyorum kendi kendimle kendim yapamamış olmaktan, çünkü ciddi anlamda kaybetmiştim kendimi senelerdir. Bulamazdım. Bugün buldum. Bundan durgunluğum. Ne uykudan ne de dumandan. Kendisini yıllar sonrasında aynada bulmuş olan Belginin yaşamış olduğuna benzer bir durgunluk. Bu yardımlar devam da ediyor. Her gün bir öncesinden daha yoğun bir dönüm noktası yaşıyorum. Bir değil birden fazla dönüm noktası yaşıyorum hem de dönüm noktaları olduklarının da farkında olarak. çok huzlı gibi görünen bu değşimler de hızlı değil çok yerinde aslında. Basamak basamak hiç uçmadan, abartmadan, olduğu gibi... Hissederek. Hem de karşı koymaya çalışmama rağmen, kucak açmamama rağmen ben istemeden farkında olmadan ve sonra farkına vararak ilerliyor. Parçalar yerine oturdukça ve "anlam kazandıkça" kafamda inat ettiğim her şeyi bir kenara itip daha güzel tabloyu görüp kucak açmam gerektiğini anladım. Hayatmdaki "endişelerin" boş olduğu ve bu sefer hayal kırıklığına uğramayacağımı görmem gerekiyor.
hn

26 Ocak 2010 Salı

Biz insanlar iddia ediyorum ki evrenin en medeniyeti geri varlıklarız. Bütün pislikler biz de. Utanıyorum insan olmaktan.

http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=13593032

25 Ocak 2010 Pazartesi

insomnia

Uykusuzluk...
Ne kadar zor bir şey aslında. Bu derdi çekmeyen asla anlayamaz çekenin halinden. Ve empati kurmaya çalışsa da kuramaz. Kafasını koyduğu an uyuyanlar, davul zurnayı ninni olarak duyanlar bu derdi asla kavrayamaz. Yorgunluktan ölüyordur insan ve kafasını koyup uyuyabilmek için can atıyordur. Göz kapakları kapalıdır, açık tutamaz ama beynidir uyuyamayan. Ne kadar huzursuzluk verici bir durum. O insan ne kadar huzursuz aslında belki de. Ya da uykusuzluk yapan bir ilaç kullanmaktadır. Ben de abisinin horlaması yanında bile uyuyan bir kişi olarak bir yan etki sonucu tanıştım insomnia ile. Çekenleri şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bir rüya gibi uyuyakalabilmek ve onu başardıktan sonra uyandırılmak rüyanın kabusa dönmesi gibi. Hele hele birilerinin uykunu kaçırması sonucu bir gece daha uyuyamayacağını bilip, yine mi, diye o insandan, her şeyden, beyninden nefret etmek sadece. 7-5 çalışan insan için daha da zor çünkü sonunda daldığında çok az sonra uyanır tekrar insan.
Beynin uyuyakalamaması ne büyük dertmiş ve ne büyük huzursuzlukmuş meğer.

22 Ocak 2010 Cuma

...

Did I disappoint you or let you down?
Should I be feeling guilty or let the judges frown?
'Cause I saw the end before we'd begun,
Yes I saw you were blinded and I knew I had won.
So I took what's mine by eternal right.
Took your soul out into the night.
It may be over but it won't stop there,
I am here for you if you'd only care.
You touched my heart you touched my soul.
You changed my life and all my goals.
And love is blind and that I knew when,My heart was blinded by you.
I've kissed your lips and held your hand.
Shared your dreams and shared your bed.
I know you well, I know your smell.
I've been addicted to you.
Goodbye my lover.Goodbye my friend.You have been the one.You have been the one for me.
I am a dreamer and when I wake,You can't break my spirit - it's my dreams you take.
And as you move on, remember me,
Remember us and all we used to be
I've seen you cry, I've seen you smile.
I've watched you sleeping for a while.
I'd spend a lifetime with you.
I know your fears and you know mine.
We've had our doubts but now we're fine,
And I love you, I swear that's true.
I cannot live without you.
Goodbye my lover.Goodbye my friend.You have been the one.You have been the one for me.
And I still hold your hand in mine.In mine when I'm asleep.
And I will bear my soul in time,When I'm kneeling at your feet.
I'm so hollow, baby, I'm so hollow.I'm so, I'm so, I'm so hollow.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Matruşka

Sevgili bir arkadaşım(**) bana bugün bir şey söyledi. Yazdıkların ayrı ayrı çok güzel ama onları bir araya getirdiğinde ortaya çıkan şey, kişi sen değilsin. Peki ben kimim? Ben gerçekte kimim? Ben yüzde kaçımı tanıyorum? %50 mi? O kadar bile değil mi? Dışarıdan görünen o şirin, temiz kalpli kız mıyım? yoksa çok daha fazlası mı var derinde. Her yıl, yaşadıklarım katlandıkça, açıldıkça gözlerim bu dünyaya içimden yeni bir ben mi çıktı? Yoksa her deneyim içimdeki ayrı bir teli çaldı da bir araya geldiklerinde kulağa caz gibi yansıdı...

** Ilhamdır her şey, herkes benim için. Teşekkür ederim, sen de ilham olduğun için bana.

17 Ocak 2010 Pazar

rage.. gibi.. sanki

Şu atasözlerini, deyimlerini, saçma salak bilgelik sözlerini tütürenler var ya, yatacak yerleri yok. "Birini seviyorsan, serbest bırak, geri geliyorsa senindir gelmiyorsa hiç olmamıştır" bunu söyleyeni bir bulursam, bir bulursam imkansızı başarıp bir kaşık suda boğacağım. Olduğu gibi söyleyiniz her şeyi efendim.

Ben bir süper kahramanmışım meğer. Nasıl süperkahramanlar bu güçlerini hemen değil de bir süre sonra bir takım olaylar zinciri ile ediniyorlarsa, ben de öyleyim. Güçlerimi buldum, süper kahraman oldum ben. Görünmez kadınım.

15 Ocak 2010 Cuma

The secret of life

Insanlar sana nasılsın? diye sorduğunda,
*teşekkür ederim
* idare ediyoruz
*ehh.. iyiyim
* pek iyi sayılmam
*kötüyüm
demeyeceksin. İyiyim diyeceksin, göğsünü kabarta kabarta ve iyi olacaksın.
İşte bu kadar.
Denenmiş, tescillenmiştir.

14 Ocak 2010 Perşembe

sunshine in winter

Öyle harika bir şeydir ki kendini, gururunu, kişiliğini kimliğini yok sayarak önemli saydığımız şeyler için savaşmak. Pek güzel gelmese de kulağa, bu savaş kaybedildiğinde en azından elimizden geleni "gerçekten" elimizden geleni yapmış olduğumuzu biliriz. Savaşarak vuruldum ben diyebiliriz, savaşın ortasında saklanırken bir taşın arkasında kafama düşen el bombası ile değil...
Umut çok farklı bir duygu, en ölü olduğu an, sebepsiz yere, sunacak hiçbir şeyi olmadan beliriverir karşında.. Tıpkı ölüm gibi.

13 Ocak 2010 Çarşamba

Duyulmamak...

Bazen evrende gerçek olan, var olan yalnızlığımızı öyle net hissederiz ki, kimsenin görmediği bilmediği sevmediği öyle köşede duran bir çakıltaşı olduğumuzu görürüz. Çoğu zaman egodan ve kendimizi aşırı önemsemekten göremediğimiz bu gerçek bazen işte dan diye kafamıza düşüverir. Bazen kendimiz aniden farkına varırız bazen ise başka insanların katıksız bencilliği gösterir bize bunu. Ne olursa iyidir kanımca bunu hatırlamak.

*** Bir kuyuya düşüp ölmemek, ardından bağırmak avazın çıktığı kadar ama yoldan geçenler tarafından asla duyulmamak.

10 Ocak 2010 Pazar

Büyümek...

Hep bugün içinde yaşadım.. Yarına dair hayaller kurdum, yarına yakın olmaya çalıştım hep ama bugün var olan hiçbir şeyin yarın için muhasebesini yapmadım. Sahip olduklarımın bugününe saygısızlık olduğunu düşündüm hep. Yakınlarım, sevdiklerim, beni sevenler kimi zaman incindi bu tutumdan ama zamanında onlar da gördüler doğrusunun bu olduğunu zor veya kolay biçimde. Sonra bir gün geldi ki hayatımda yerin altına inmişim, (eminim daha da kötüye gidebilirim) her şey paramparça olmuş ve bugüne ait hiçbir şey kalmamış. Dışarıdan insanlar bakıp boş boş yorumlar yapar olmuşlar, bu evrensel çöküşü göreceli kişisel sorunlar ile kıyaslama cüretinde bulunmuşlar. İşte o an her şey değişti benim için. Elimde avucumda hiçbir şey kalmayınca -kırıntı dahil- yarının umuduyla, "belki bir gün" umuduyla yaşamaya başladım. Geleceklerde güzel olmasını istediğim yanımda olmasını istediğim şeyler için uğraşmaya karar verdim. Zor olsa da, imkansız olsa da.. Beni benden alacak olsa da.. Başaramasam da.

p.s İyi ki doğdun prensesim Nilüferim.

7 Ocak 2010 Perşembe

Zaman uçuyor.. Beni de uzaklara uçursa..

Ne kadar da isteriz bazen içimizdekileri anlatabilmeyi.. Öyle hissederiz ki dilimizin ucunda, bir anlatabilsek bir de, bir anlatabilsek karşımızdaki de "ha" diyecek. Öyle değil maalesef. Her insanın gözünde gözlük vardır, önceki hayat tecrübelerinden, yaşadıklarından, okuduklarından, gördüklerinden, duyduklarından oluşan ve o gözlük UV ışınlarını süzer gibi süzer anlayabileceklerini ve belki de en anlatmak istediklerimizi uzak dıyarlara yansıtır. Yine de bir ümit, ben yine de anlatayım, anlamazsa ne yapalım, ya da anlamalı çok basit neden anlamıyor diye çıldırırız. Yanlış...
Kulakları anlattıklarımıza sağır olan insanlara hiçbir şey söylemeyip söyledim varsaymak gerekli bence.

6 Ocak 2010 Çarşamba

Birbirinden bağımsız gibi görünen ama aslında ilişkili olan düşünceler...

Bazen dünyanın yeni baştan kurulabilmesi için tamamen yerle bir olması gerekli bence. Hayat da öyle, hayaller, yaşamlar, aşklar da... Marifet yerin altına indikten sonra tekrar yeni baştan kurabilmek. Insan o kadar aşağısını yaşayıp atlattıktan sonra neden başa dönmek istesin ki? Neden tekrar kuralım ki? Yıkılmanın acısını yaşadıktan sonra biz neden yeni baştan kuralım her şeyi? En kötüsünü bir kere atlatmışken ne gerek var başa dönmeye, yeni baştan çıkıp tekrar düşmeye...

Biz neden hakkımızda söylenen ve düşünülen kötü şeylere inanmaya bu kadar hazırız? Neden bir başkasının kendimiz hakkında bu kadar kötü düşündürmesine ve hissettirmesine böyle kolay izin veriyoruz?